19 Ocak 2010 Salı

Organik gıda ekşiyor mu?

1970'lerde tarımda endüstrileşmeye karşı doğan ekolojik hareket, 'yerel' mecralara sığmıyor. Eskiden kafa tuttuğu ticari boyuta geçen organik gıdanın mertliği bozuldu mu?

Organik gıda hâlâ yeşil mi?

Organik gıda satışları süratle artıyor. Bir zamanlar, uzman dükkânların tekelinde olan organik gıdadan, artık her büyük süpermarket kendine bir pay istiyor. 2005'te dünyada satılan organik gıda ve içeceğin tahmini değeri 16.7 milyar sterlindi. Britanya'da ve Avrupa'da artan talebe yetişemeyen süpermarketler, bazen dünyanın öbür ucundan getirtilen ürünlerle açığı kapatıyor ve bir zamanlar organik gıdanın yerini almaya çalıştığı endüstri ölçekli üretimi teşvik ediyor. Bu durum da ekoloji duyarlı sektörü çıkmaza sokuyor. Gündemdeki soru ise şu: Organikler hâlâ yeşil mi?
Köylü, yüzyıllarca sebze ve meyvesini kendi üretip tüketti. Dünya savaşlarından sonraysa, bol ve ucuz gıda ihtiyacından dolayı, üretimde kimyasal girdiler kullanılmaya başlandı. Türkiye'de ilk organik tarıma yönelen firma Rapunzel Organik Tarım Ürünleri Genel Müdürü Atila Ertem'e göre, "Dünyada organik tarım, insanların yoğun kimyasallarla yaşadıkları sorunlardan kendilerini arındırmaya yönelmelerinden doğan bir talebin, üreticiler tarafından karşılanmasıyla önem kazandı. En önemli prensiplerinden biriyse üreticinin kendi kendine yeterliliği."
Böylece, 1970'lerde, organik tarım, karşı kültür hareketinin bir parçası olarak tekrar önem kazandı. Küçük üretici ve üreticinin kendi kendine yeterliliği ön plana çıktı. Fakat, ekolojik/organik tarım, kimyasalların kullanılmadığı doğal ürünler üretmekle sınırlı değil, arkasında bir felsefe var: 'Yerel' ve 'geleneksel' olanı korumayı amaçlıyor, adil üretim/tüketim ilişkilerine, biyolojik çeşitliliğe, küçük üreticiye önem veriyor ve en önemlisi bu hareket tarımda endüstrileşmeye karşı duruşuyla biliniyordu. 70'lerde 'Çiftçini tanı, gıdanı tanı' sloganıyla ünlenen hareket, gıdanın tarladan çıkıp çatalımıza gelene kadar kat ettiği yolu, yani 'gıda kilometrelerini' azaltmayı amaçlıyordu. Fakat hareket, 80'lerde kimyasal katkı maddelerinin insan sağlığına ve çevreye verdiği zarar ortaya çıkınca hızla büyüdü ve aile işletmeciliği boyutundan çıkarak, ticari bir boyut kazandı. Peki nasıl oldu da 70'lerin marjinal hareketiyle yeşeren organik ürünler şimdi her yerde?
Başta ucuz ve doğal olan organik tarım, 1990'larda ortaya çıkan sertifikasyon sistemiyle, birçok ülkede devlet kontrolü altına girdi. Dolayısıyla bugün, üretimin doğal olması için sıkı denetimler yapılıyor ve organik tarımın maliyeti artıyor. Bu da ironik olarak, köylünün doğal üretim yapmasını zorlaştırıyor ve köylüyü yavaş yavaş büyük sermayeye bağlı kılıyor. Organik hareket felsefesi, katkı maddesi kullanılan ürünlere karşı, 'yerel üretim'i vurguluyordu. Oysa artık yerel üretim, yerini ithalat-ihracata bıraktı. Organik gıda, özünde küçük çiftçi tarafından doğal yollarla üretilip, pazarlarda ya da özelleşmiş küçük dükkânlarda satılıyordu. Fakat günümüzde organik gıda sadece doğal ürün dükkânlarında ve pazarlarda satılmıyor, süpermarketlerde de rafların önemli bir kısmını işgal ediyor. Örneğin, 'Dünyanın doğal ve organik gıda satan en büyük perakendeci dükkânı' olarak bilinen Amerikalı Whole Foods zincirinin bölge müdür yardımcısı David Lennon, geçenlerde Londra'daki ilk Whole Foods dükkânının açılışında, 20 yıl önce, 'herkes hippiyken' çalışmaya başladığını söylüyordu. Lennon, o zamanki ana değerlerin (gıdanın üretim ve kullanım şeklini değiştirme isteği) hâlâ değişmediğini ve Whole Foods'un mesajının 'Eğer çiftçiysen ve küçük kalmak istiyorsan, bize satmalısın' olduğunu vurguluyor. Diğer yandan, geçen seneki cirosu 5 milyar dolar olan 181 süpermarketli zincir, birçok rakip küçük firmayı yok etti. Sendika karşıtı duruşuyla muhaliflerini iyice kızdıran Whole Foods için diğer büyük işletmelerden hiçbir farkı kalmadığı söyleniyor.


Türkiye'de durum ne?

Türkiye'de organik tarım, kuru üzüm ve kuru incirle, Avrupa'dan gelen talebe yönelik ihracatla başladı. Ama artık organik gıda sektörü, sadece Avrupa'ya ihracattan ibaret değil, Türkiye'de de giderek artan bir talep var. City Farm markasıyla bilinen Orya A.Ş. Pazarlama Müdürü Özgü Yusufoğlu, "Türkiye'de organik gıdaya ilgi 2000'lerde başladı. 1990'larda üretilen organik gıdanın tümü, yurtdışına ihraç ediliyordu. Şimdiyse yüzde 4-5'lik bir oran iç piyasada tüketiliyor. Organiğe ilgi, lezzeti kadar sağlık fonksiyonuyla da ilgili. Kimyasal girdili gıdalardan dolayı kanserdeki artışlar tüketiciyi daha sağlıklı arayışlara yöneltti. Organik gıda da daha sağlıklı yaşam arayışının bir parçası. Daha çok anne ve anne adaylarında popüler, gelişmekte olan çocuklarda organik beslenmenin önemi erişkinlere göre daha fazla. Hızla büyüyen bir sektör Türkiye'de" diyor.
Talep artış gösterse de, yarış zor çünkü organik gıda maliyetleri çok yüksek. Buğday Derneği kurucu üyesi ve Ekolojik Halk Pazarı Koordinatörü Batur Şehirlioğlu'na göre, "Tarımı çiftçi köylü yapar. Fakat şu anda organik tarım yapanların çoğu çiftçi kökenli değil. Artık kent kökenli şirketler veya şahıslar, kırsalda binlerce dönüm arazi alıp kendi projelerini yapıyor, ama çalışanlar tabii çiftçi. Binlerce dönümlük bu projeler, işin artık daha üst bir ticaret boyutuna geldiğine işaret ediyor. Üretim aşamasında kuvvetli bir denetim mekanizması, çok ciddi kontroller var, fakat bu denetimin fazla olması maliyetleri yükseltiyor ve üreticiyi caydırıyor. Dolayısıyla üreticiyi, işi büyük çapta yapmaya teşvik ediyor. Çiftçi, kırk dönümde kırk çeşit yetiştirir. Ama sertifikasyon sistemine göre, kırk ürünün ayrı ayrı denetimi, analizi lazım, bu da maliyetleri korkunç artırıyor. Köylünün yaptığı tarzda üretim yapmayı engelliyor, dolayısıyla ya büyük üretici olacaksınız, ya da tek tip üretim yapacaksınız." Kentsel sermayenin organik tarım yapmasına karşı olmadıklarını ekleyen Şehirlioğlu, sadece hareketin temel öğelerinden olan küçük üreticinin sektördeki payının azalmasına dikkat çekiyor.
Kısacası, Türkiye'de organik gıda sektörü büyüyen bir sektör, özellikle sağlıklı olduğundan dolayı organik gıdaya olan talep gün geçtikçe artıyor. Organik gıda, 'sade ve basit'i, üretimin 'yerel' olmasını, kendi kendine yetebilmeyi yüceltmeye yönelik bir hareketten doğdu, fakat bugün köylü 'organik tarım' yapmakta zorlanıyor. Hareket, yıllar içinde büyüdü ve güzel, şık paketleri, ışıltılı raflarıyla 'daha iyi bir dünya için, daha iyi gıda' sloganının ötesine geçip, çevre ayağından çok sağlıklı beslenme vurgusuyla ön plana çıktı. Organik hareketin doğduğu yıllarda, yemek yemek sadece tarımsal değil, ekolojik ve politik bir hareket olarak algılanıyordu. Şimdiyse hareket ağırlıklı olarak sağlıklı beslenme odaklı. Kararı size bırakıyoruz, organikler ne kadar yeşil?

Hiç yorum yok: